+90 (212) 293 40 52

HAKKIMIZDA

Abasayfa Hakkımızda

Louis Otel'e Hoşgeldiniz...

Beyoğlu ve çevresinde , 1900’lü yılların başlarında dönemsel artışlara cevap veremeyen mevcut binalara ek olarak birçok bina inşa edilmiştir , yine bölgedeki hareketlilik sonucunda simon benardete tarafındair. Binamız da , 05 şubat 1933 tarihinden 4 katlı olarak inşa edilmiştir . On yıla yakın bir süre bu şekilde mevcudiyetini koruyan bina , 28 ekim 1941 tarihinde detaylı bir tadilata girerek, artan nüfusa cevap verebilmek adına , çevredeki tüm binalar gibi dönemsel kat ilaveleri ile bugünkü genel hatlarına kavuşmuştur.


1950’li yıllarda ilk sahibi simon benardete’den , salamon benardete’ye geçen bina , uzun yıllar boyunca salamon bey ve ailesine hizmet ettikten sonra , 2011 yılında şirketimiz tarafından alınarak , restore edilip bugünkü görünüm ve fonksiyonlarına kavuşmuştur.


100 yıla yakın bir tarihe sahip binamız , tarihi dokusu ile beyoğlu’nun klasikleşmiş mimarisinin en güzel örneklerinden biri olup , yapılan restorasyon işlemleri ile hem gerekli güvenlik kalitesine ulaşmış , hemde klasik ile modern çizginin günümüzdeki en güzel örneklerinden birisi olmuştur.


Bölge

Milattan önceki çağlarda Haliç’in kuzeyinde, şimdiki Beyoğlu’nun da içinde bulunduğu ve Grekçe Sykai yada Sike yani İncirlik anlamına gelen, içinde beşyüze yakın ev, tiyatro ve hamamın bulunduğu ,1316 yılında yapımına başlanan , İsa surları ya da Hristos surları adı verilen büyük surlar ve çevresinde on-onbeş metre uzunluğunda derin hendeklerin bulunduğu bölgeye Regio Scena-Regio Sike adı veriliyordu.Zamanla Kelt kavimlerinden biri olan Galat’ların adı bölgeye verilmiştir.


Ticaret ve Hukuk

Zamanın yasalarına göre yabancı tüccarların ticaret yapacağı saha Galata ve Beyoğlu olarak saptanmıştı.3.Selim bir ferman ile iş alanlarını genişletmiş, ancak şapkalı ve Frenk kıyafetli kişilerin Galata semtinde eczacılık ve tuhafiyecilik yapabileceklerini bildirmiştir.Bundan sonra bölge yabancı tüccarların Pazar yeri olmaya başladı.Özellikle Yahudi, Rum, Ermeni ve İtalyanlarla bütünleşen bir levanten merkezi haline gelen Galata, her yıl Mart ayında değişen bir voyvoda ile idare edilip, hukuki olarak da başında kadı bulunan Galata mahkemesine bağlıydı.Bu bölgede yaşayan ve ihtiyacı olanlara para kullandıran Galata Bankerleri , her koşulda maddi ve manevi egemenliklerini sürdürmeyi başarmışlardır. 19.yüzyılda sadece Yahudilerin yaptığı Bankerlik işine daha sonraki zamanlarda ise Ermeni ve Rumlar Bankerlerde eklenmiştir.


Mimari

Galata’da bulunan birçok eski bina , tamamıyla İstanbul tarafındaki eski Bizans evlerinin mimarisiyle benzeşiyor.Bu evlerin çoğunda Cumba denilen çıkıntılar mevcuttur. Cumba’nın İstanbul evlerinde kullanılmasının birkaç nedeni ise şöyle sıralanabilir : Öncelikle arsanın darlığından üst katlarda kullanım alanı kazanabilmek için tercih edilen Cumba sistemi , ayrıca sokak boyunca görüntü elde etmek, evi düşmana ve baskına karşı koruyabilmek içinde tercih edilmiştir.


Eğlence

Paranın merkezi olan Galata’yı , meyhanelerden, akla gelebilecek hertürlü eğlenceden, fuhuş ve batakhanelerden ayrı düşünmek mümkün değildi. Galatanın Bizanstan başlayıp etkin bir biçimde 1930’lu yıllara kadar gelen önemli bir meyhane tarihi vardır. 2.Abdülhamit döneminde madam Bela’nın meyhanesinin namı meşhurdu .Bu Meyhanenin bulunduğu sokağa 1930’lu yıllarda ‘’Lebelebici Şaban sokağı’’ adı verilmiştir . Beyoğlu’ndaki en büyük eğlence merkezlerinden olan Çiçek Pasajı ise banker Hristaki Zagrofos tarafından yaptırılmış.


Galata Kulesi

Cenevizliler İstanbul’a gemi ile yaklaşırken, karanlıkta yol gösteren martıyı ‘’mesih’’ saydıklarından etini yemişler. Daha sonra gemi, kendiliğinden, martı yuvasının bulunduğu yere, Galata kulesinin bulunduğu alana gelmiş. Cenevizliler de buraya Galata kulesini yapmışlar. Adının ‘’İsa kulesi’’ olması da bu söylenceye dayanır. 1348 yılında, denizden 35 metre yükseklikte inşa edilen 77,25 metre yüksekliğindeki kuleyi dıştan içe, Lülecihendek, Büyükhendek , Küçükhendek ve kuleleri çevrelemektedir. Günümüzde bu hendeklerin isimleri Kuleye çıkan üç ayrı sokağa verilmiştir.


Kule meydanının çapı 87 metre, çevresi ise 460 adımdır. Kule çeşitli dönemlerde farklı amaçlarla kullanılmıştır. Kule, Sultan Süleyman(1520-1566)döneminde zindan olarak, Üçüncü Murat(1579) döneminde rasathane olarak , bundan sonra da bir kule ağasının sorumluluğunda yangın kulesi olarak kullanılmıştır.


Hezârfen Ahmed Çelebi

Hezârfen Ahmed Çelebi[1] (d. 1609 - ö. 1640), 17. yüzyılda Osmanlı'da yaşamış Müslüman Türk bilgini. Kendi geliştirdiği takma kanatlarla uçmayı başaran ilk insanlardan olmuştur. 1623-1640 yılları arasında saltanat süren Sultan 4. Murat zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında, Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir. Hezar, Farsça kökenli bir sözcük olup 1000 anlamına gelir. Hezârfen ise "bin fenli" (bilimli) yani "çok şey bilen" anlamına gelir.[2]


İlk uçma denemelerinde, 10. yüzyıl Müslüman Türk alimlerinden İsmail Cevheri'den ilham almıştır. Cevheri'nin bulgularını iyice inceleyen ve öğrenen Çelebi, kuşların uçuşunu inceleyerek tarihi uçuşundan önce hazırladığı kanatlarının dayanıklılık derecesini ölçmek için, Okmeydanı'nda deneyler yapmıştır. Ayrıca, Leonardo Da Vinci'nin uçma konusundaki çalışmalarında kendinden çok önce bu konuda deneyler yapan İsmail Cevheri'den ilham aldığı sanılmaktadır.[kaynak belirtilmeli]


1632 yılında lodoslu bir havada Galata Kulesi'nden kuş kanatlarına benzer bir araç takıp kendini boşluğa bırakan ve uçarak İstanbul Boğazı'nı geçip 3358 m. ötede Üsküdar'da Doğancılar'a indiği varsayılan Hezarfen Ahmed Çelebi, Türk havacılık tarihinin en kayda değer kişilerden birisidir. Bu uçuş hakkındaki belgeler şimdiye kadar sadece Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sindeki ifadesinden ibarettir.


Nevaşalom

Barış vahası anlamına gelen bu anlamlı ismi taşıyan Sinagoglar'a İstanbul tarihinin eski dönemlerinde de rastlanır.


1951 yılında ibadete başlanan Neve Şalom Sinagogu ise Birinci Karma Yahudi İlkokulu tören salonundan dönüştürülerek inşa edilmiştir. 1937'li yıllarda, Keneset (Apollon) ve Zülfaris Sinagogları Galata ve Beyoğlu'nun hızla artan yahudi nüfusunun dini ihtiyaçlarına cevap veremez olmuştu. Özellikle Pesah, Roş Aşana ve Kipur gibi büyük bayram günlerinde muhtelif salonlar kiralanıyor ve o günlere özel izin alınarak geçici ibadethane olarak kullanılıyordu.


1937 (5697) Roş Aşana Bayramında Galata Beyoğlu Cemaati Başkanı Marsel Franko'nun gerekli izinleri zamanında almayı ihmal etmesi üzerine bu gibi geçici ibadet salonlarının boşaltılması olayı yeni ve geniş bir Sinagog'un inşa zorunluluğunu tekrar gündeme getirdi. Bu arada en müsait yer olarak da Refik Saydam Caddesinde Kazablanka Gazinosu'nun yanında bulunan ve Bağdat'lı hayırsever Elia Kadoorie'nin satın alarak cemaate bağışladığı arsa öngörülmekte idi.


Müzakereler ve girişimler devam ederken, artan gereksinme ve baskıyı kısmen hafifletebilmek için Cemaat Başkanı Marsel Franko, Galata yöresindeki mevcut iki yahudi İlkokulunu birleştirerek Büyük Hendek Caddesi üzerindeki kız ilkokulunun Sinagog olarak tadilini kararlaştırdı. okulun izinsiz olarak Sinagog'a dönüştürüldüğünü öğrenen Milli Eğitim Müdürlüğü durumu Başkanlığa iletti. Yetkili makamların haklı ihtar ve tekdiri ile karşılaşan cemaat yönetimine binayı okul olarak eski haline döndürmeye karar verdiler


Daha sonra , yeniden sinagog’a dönüştürülmesine karar verilince , İlk olarak dönemin ünlü İtalyan mimarı Denari'yi Beyoğlu'nda ziyaret eden heyet üyeleri kendisinden bir proje talep ettiler. Denari, bir hafta gibi kısa bir sürede bir ön çalışma hazırlayarak komisyona sundu. Bu sıralarda, İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun olmuş iki yahudi genci, Elio Ventura ve Bernard Motola, böylesine anlamlı bir yapının ancak hissedilerek meydana getirilebileceğini, kendilerine de bir fırsat verilmesi gerektiğini savundular , ardindanda Yönetim Kurulunun verdiği bir kararla bu inşaatla görevlendirildiler


Aralık 1950'de parasızlık yüzünden bir an durma noktasına gelen inşaat komisyon üyelerinin iki yıllığına borç verdikleri ek 50.000 TL ile devam ettirildi.


O gün için büyük miktar sayılan 300.000 TL'ya mağlolan Neve Şalom Sinagogu'nun açılışı için 25 Mart 1951 (17 Veadar 5711) Pazar sabahı görkemli bir tören düzenledi. Cemaatin dini lideri ve müstakbel Hahambaşı Rafael Saban, Moşe Benhabib, Beth Din mensupları, Dr. S. Abrevaya ve diğer cemaat yöneticileri, tüm diğer İstanbul Sinagogları'nın hahamları, cemaat kurum yöneticileri, Türk yahudi basını mensupları ve kalabalık bir dindaş topluluğunun hazır bulunduğu törene saat 10:30'da okunan Baruh Aba duası ile başlandı.


Neve Şalom o günlerde Büyük Hendek Caddesi'ne cephesi olmayan, dar bir geçitten girilip çıkılabilen bir konumda idi. Öndeki binanın yıkılması ve cephenin açılabilmesi izni bir kaç yıl sonra alınabildi. Sinagog önünde bulunan ve 2 Şubat 1952 yılında 40.000 TL'ya satın alınan Avukat Reşat Atabinen'e ait 69 kapı no.lu 57 m2 alanlı 4 katlı bina, 1960 yılında alınan izinle yıkılarak ön cephe inşaatı tamamlandı. Ses düzeni Mart 1953'te bitirilen Sinagog'un yeni cephe kapıları da 1960'ta tamamlanabildi.


İddia edilir ki bugünkü Neve Şalom'un yerinde 15. yüzyılda İspanya'dan göç eden Sefaradların kurduğu Aragon Sinagogu bulunuyordu. Her yıl sayısız neşeli (Düğün ve Bar-Mitzva) veya kederli (cenaze) törenin, bir çok anlamlı kutlamanın birbirini izlediği Neve Şalom Sinagogu'nun, 40 yıllık tarihinin en önemli olayları arasında, maalesef üzücü terörist saldırılar da yer almaktadır . 06 Eylül 1986 , 01 Mart 1992 ve 15 Kasım 2003 ‘te bu üzücü saldırılar gerçekleştirilmiş ve onlarca insan hayatını kaybetmiştir.